İlham Kütüphanesi Olmazsa Olmazlar

Bir kısacık 90 yıl…

inspiration-tree-cropped-618x275
Beyza Salman

Öyle anlatılmaya değecek bir yaşamım olmadı. ‘Benim hayatım roman’ diyemem. Farklı, heyecan dolu, ilginç bir tarafı yok. Böyle bir yaşamı oluşturacak koşul ve yeteneklerle de doğmamışım. Her yönden vasatın üstüne çıkamadım. Bu nedenle sıkıcı olabilir anlatacaklarım.

Rumi, miladi takvimlerle karıştırılmış bir tarihte doğdum, yaşım hesaba göre doksan. Ailevi nedenlerle pek istenmemişim. Günah korkusu, biraz da acıma doğmama neden olmuş.

Cılız, ısmırık bir çocukmuşım. Arkadaşsız, hep büyükler arasında kalmışım. Annem sanki acelemiz varmış gibi, daha altı yaşına gelmeden Latin, Arap alfabeyi sokmuş küçüçük kafama. Kerrat cetveli ezberlemiş, alfabeyi bitirmiş, haritada istenilen yerleri gösterebiliyormuşum. Bütün milletlerin bayraklarını tanır olmuşum.

Neticede zoraki üstün zekalı çocuk olmuşum. Altı yaşımı bitirdiğim yıl sınavla üçüncü sınıfa girmişim. O yıllara ait anılarım çok az. Annem, sabahları komşumuz Memet Ali paşanın torunu, al yanaklı Memet Fuatı götüren bahçıvan amcaya emanet eder, sefertasımı da ona verirdi. Cumhuriyetin onuncu yılında dağıtılan madalyamı kaybedip bütün bayramı kendine zehir etmemi, ağabeylerin sefertasımdaki yemekleri yiyişlerini, durmadan düşüp dizi kanattığımı hatırlıyorum. İlkokulu üstün zeka olduğum için bütün çocuklar gibi pekiyi ile bitirdim.

Annem Fransızca tutkunu. Kızı da kendi gibi Balzac’ı anadilinden okumasını istiyormuş. Erenköyde böyle bir okul yok, ideali olan Dame de Sion, kaf dağı kadar uzak. Çaresiz karar Erenköy Kız Lisesi’nde karar kılınmış. Çok da iyi olmuş. İlk görüşte aşık oldum okuluma. Binası paşa sarayı, beyaz kuğu gibi, her yeri oymalı, yüksek sütunlu mermer giriş, geniş salonlar, çifte mermer merdivenlerle üst katlara çıkış (bize yasaktı, arka taraftaki personel merdivenlerinden çıkardık). Her biri balkonlu ,büyük pencereli sınıflar…. Ne çare bizden birkaç yıl sonra yandı, kül oldu:
Bahçesi kocaman,tren yoluna kadar,saklanacak yerleri bol, komşu köşkün meyve bahçesi…

Pek tabii, ilkokulun üstün zeka balonu çabuk söndü, geriye ortayı zor tutturan, vasat, aklı bir karış havada ergenliği bile beceremiyen bir garip mahluk kaldı. Matematik, geometri dışında iyi notum tek resimdendi. İki karne zayıf gelen dersleri,son dönemde bir gayret düzeltirdim. Hiç sınıfta kalmadım. Yıllar geçtikçe dersler dışında şey şeye merak eder olmuştum,öğrenmeyi seviyordum ama sevdiğim şeyler olmak şartıyla. Çok kitap okumama karşın Edebiyat dersini bile sevemedim Okulda dersler dışında çok güzel zamanlar geçirdim. Anılarım zenginleşti, dünyaya bedel arkadaşlar edindim.

Son yıllarda ‘Ne olacaksın?’ diye sorduklarında ‘Daha karar vermedim,düşünüyorum.’ diyordum ama pek düşündüğüm yoktu. Son yıl mimarlık ile ressamlık arasında gidip geldim. Sonunda ikisi de olmadı. Ablamın ve onun akıl hocalarının kararıyla hukuk fakültesine kaydım yapıldı. Ressamlık para etmezmiş, mimarlık da tehlikeliymiş(!). Bu arada Erenköyü’nden Tepebaşı’na taşınmıştık. Hukukla guguku ayıramayan ben bu işkenceye bir yıl gidip dönerken İstanbul’u keşfetme zevki için katlandım. Derslere boşverip her köşesinin keyfini çıkardım. Sinema kaçamaklarım da da bol bol oldu, o zamanlar tam bir ‘sinama delisi kızdım.’ Sene sonu sınavlarını kara kara düşünürken, babacığım bir hafta içinde beyin kanamasından gitti. Geçim derdi başladı. Bu fırsat kaçmazdı. Büyüklerimin karşısına geçtim ‘Ben okumayacağım, çalışacağım!’ diye isyan bayrağını çektim. Yaş on sekiz,’Rüştümü ispat(!)etmişim’. Önce itiraz ettiler, sonra kabul, bir dene’ dediler. Önce özel bir şirkette iş hayatına atıldım. İlk günde etrafımı alan, göz süzen, yemeğe davet eden bir grup bey(!) arasında kaldım. Eh, eline yüzüne bakılan bir kızım, üstelik toy. Ağlaya ağlaya eve döndüm. Bir daha da gitmedim. Ders yılı başlamıştı, ablamın kararı: Üniversite bitecek. O zaman Güzel Sanatlar Akademisi dışında sınav filan yok. Her fakültenin kontejanı var, erken giden kapıyor yeri. Edebiyat Fakültesi bize en yakın olan. Bir heves koştum, Fransız Filolojisine. Sonunda annemin arzusu olacaktı. Dolmuştu ne yazık! Yalvardım,’Bir benden ne çıkar, zayıfım zaten, her yere sığarım.’ diye. Kim dinler! Boş bir tarih varmış, hukuktan beter.Lisede savaştan başka bir şey okumamıştım ki tarihi seveyim! Kader benden Hukukun intikamını alıyordu! Çaresiz boyun eğdim. Hiç olmazsa öğretmen olurumla, teselli buldum. O zaman geçerli sayılan, genç kızlara yakışan meslek. Ev halkı sevindi. Beş yıl nasıl o dersleri ezberledim bir bana sorun. Ama altmış yıldan fazla süren canım arkadaşlarım oldu ‘artık çoğu öldü birer birer benden bir parça götürerek’. Üniversite hayatının tam keyfini çıkardık, gezdik tozduk, haftada üç gün öğleden sonra Kazancı yoluşunu çıkarak, sosisli sandviçlerimizi yiyip sinemaya gittik. Okul kantininde dalga geçtik, sigaraya başladık. Sınıfımız tam rıhtımda, manzara enfes, dal git hayallere… Bu arada Türkolojiden Yeni Türk Edebiyatı derslerini de kaçırmadım,  mavi gözlü prensimi de orada buldum.

Mezun olduktan sonra, Çalıkuşu‘luğa heves ettim. Adana Ceyhan‘ da bir yıla yakın çalıştım. O da ayrı bir deneyim oldu, haddini bil, senden Çalıkuşu olmaz dedi kader. Sedyelik halde, bir deri bir kemik İstanbul’a döndüm. Kısa bir memuriyetten sonra, turnayı gözünden vurdum. İstanbul Belediyesi Konservatuvarı’nda kültür hocalığı, piyango gibi bana çıktı. Tam yirmi dokuz yıl, sekiz ay! Öğrencilerim pek çoğu parasız yatılı olduğu için kendi halinde ailelerinin çocuklarıydı. Hepsini çok sevdim, saygı duydum. Soğuk koridorlarda buz gibi ellerle çalışırlardı. Arasından çoğu başarılı müzisyen oldu, orkestra şefliğine, hatta virtüözlüğe yükseldi. Ben hepsiyle gurur duydum, mutlu oldum. Onları sonunu kadar bırakmak istemezdim ama, 12 Eylül bomba gibi düştü başımıza! Ne kitap kaldı, ne şiir özgürlüğü. Kelimeleri bile yasakladılar. Dayanmak olanaksızdı, korkmadım ama, bir bıkkınlık, bir küskünlük geldi. Canım hiçbir şey yapmak istemedi. İçim yana yana çocuklarımdan ayrıldım. Birkaç yıl boşu boşuna geçti. İhtiyarlığa alışamamıştım, kurallarına uymakta zorlanıyordum. Sonra bir on yıl sürecek Üniversite Türkçe okutmanlığı başladı. O da bir tecrübe oldu, gençliği tanımaya çalıştım. Pek memnun kaldım diyemeyeceğim. Darbenin izleri daha silinmemişti, herkes ürkek, birbirinden korkar haldeydi. Başımızda ‘Ben zenginleri severim,benim memurum işini bilir, liberalizm tek yol!’ diyen bir  başbakan vardı. Devrimci gençlik yoktu artık. Çoğu bağrımızda yara açarak davaları yolunda birer birer gitmişlerdi, aralarında ipin ucunda sallananlar da olmuştu. Acımasızca, gaddarcasına, uğrunda canını verdikleri halkının aldırmazlığı içinde, gökyünde süzülen ak güvercinler gibi avlanmışlardı. Onlardan sonra gelenler, ’Aman yavrum bulaşma, sana mı kaldı vatanı kurtarmak!’ öğütleriyle büyümüş, bu telkinlerle doldurulmuştu. Aceleleri vardı, bir an evvel köşeyi dönmek için. Edebiyatla oyalanacak zamanları yoktu. Ders zorunlu olmasaydı, karşımda bir öğrenci bile bulamazdım. ‘Türkçe dersinın bize ne yararı var,zaten
lisede okuduk, yetmez mi?’ diye düşündüklerini biliyordum. Dersleri ilginç yapmak için, çoğu zaman program dışına çıktım. Yüz kişilik sınıfta doğal olarak beni can kulağıyla dinliyenler oldu, bu da bana yetti. Onları da çok sevdim, hiç kızamadım, sınavlarda hepsini geçirdim. Onlara acıyordum da, önlerindeki yol da kimbilir ne güçlüklerle,ne engellerle doluydu,ne acılar ne mutsuzluklar yaşayacaklardı. Yaş yetmiş beş olunca, yeter dedim. Benim yerime genç, güzel bir genç kız gelir, ilgilerini çeker; bu arada bir şeyler öğrenirlerdi…

Saymadım kaç yıl oldu,emekli ve zorunlu olarak ihtiyarım. Ama köşeme çekilip hanım hanım oturmaya alışamadım. İçimdeki çocuk hala capcanlı, durmadan beni yaşıma yakışmayan şeylere zorluyor! “Aman şunu bunu yapma” diye nasihat ediyor çocuklarım. Boyun eğmek düşüyor bana.

Yeteneklerim vardı, ama bir yöne yoğunlaşamadım. Daldan dala konma misali, birine başladım yarım bırakıp ötekine geçtim, onu da yarı yaptım.

Kendime haksızlık etmeyeyim yine de. Bir şaheserin yaratılmasına neden oldum: Kızım! Onun sayesinde şaheser bir de oğlum oldu: Damadım. Önümüzde henüz mükemmel bir eser olup, dört nala ‘şah’ olma yolunu tutan, sosyal girişim tutkunu, dünya güzeli bir torunum var. Mavi gözlü prensimle altmış iki yıldır beraberiz. Daha ne isteyebilirim ki!

Yorum Yazın

15 Comments

  • Sizinle bir hastane odasinda tanismis , once gozlerinizin derinliginde kaybolmus sonra -bunlari okuduktan sonra iyice anladim-tarif edilemiyecek zarif,çocuksu ,saf ama bir o kadar da tatli bir hinzirlikla karsilasmistim.
    Meğerse -yillari farkli olsa da -ayni fakulte ve konservatuvar koridorlarini asindirmis, kokusunu icimize çekmişiz.
    Kiziniz benim/bizim gurur duydugumuz arkadasimiz.
    Toruna sadece Allah nazarlardan korusun ve şansı guzel olsun diyebiliyorum
    Damadiniz hakkinda yazdiklariniza hic yabanci degilim çünkü annem de sizle ayni dusunceleri esim icin paylasmakta.Galiba tek cocuk olma sansi ve ayrıcalığı.
    Hasta yataginda yatarken bile sakalasabilen “mavi gözlü prensiniz”ise ailenizin en buyuk şansı. Allahim ikinizi de korusun.
    Yazida aktarilan simsicak duygulari bes dakikada hissettirebilen siz teyzemize sapka cikarmak ,tesekkur etmek ve ellerinden opmekten baska ne yapilir ki?

  • mutlulukla hos geldiniz diyorum blog camiasina..
    su cumleniz.. “Dayanmak olanaksızdı, korkmadım ama, bir bıkkınlık, bir küskünlük geldi. ”
    daimi hale gelen ruh durumumuzun ozeti gibi..
    bunu bir tanitma yazisi olarak kabul edip..
    yeni yazilari vakit kaybetmeden okumak icin.. reader’ima ekliyorum derhal..
    sevgiyle…

  • . Büyük bir gurur duydum yazdıklarınızdan . yaşadığınız hayattan gösterdiğiniz azimden kısaca Harikasınızzzzz Sevgilerimle

  • Beyza Teyzeciğim
    Bundan daha güzel bir yaşam olabilir mi diye düşündürdü beni yazdıklarınız.
    Ne mutlu size , ne mutlu bize !

  • Harikasınız
    Nice güzel sağlıklı yıllar
    Lütfen yazmaya devam edin
    Öğrenecek o kadar çok şeyimiz var ki

  • Bu ne kadar değerli ne bulunmaz ne içten bir paylaşım. Tadı damağımda kaldı.
    Bu satırları yaxan hanımefendinin anlatacak çok şeyi daha var belli.
    Hevesle sabırsızlıkla bekliyorum.

  • Yazınız çok içten ve çok kolay okunuyor .. Akıcı üslubunuza hayran kaldım ..
    Zeynep sınıf arkadasım .. Sizin gibi bir annesi olması çok gurur verici ..
    Yaşınıza göre dinamik düşüncelerinizden çok etkilendim .. Umarım yazmaya devam ederseniz .. Sevgilerimle

  • Saygıdeğer büyüğüm, ben bu gruba ne yazıkki 40 yıl sonra yani plaket töreninden sonra katıldım, bu nedenle sizi şahsen tanıma şansına eremedim. Ama her iki yazınzdan sizin ne kadar değerli, ne kadar slçsk gönüllü bir o kadar da ince ruhlu olduğunuzu hissettim. Yazdıklarınız bana sanki bir film setindeymişim hissi verdi, daldım gittim. Kaleminize, yüreğinize sağlık.
    Size tüm sevdiklerinizle daha nice uzun sağlıklı bir ömür dilerim. Yazmaya lütfen devam edin, sizden öğrenebileceğimiz daha çok şeyler vardır eminim, zevkle okuyacağız. Saygılarımla.
    Seçkin Ermiş

  • Saygıdeğer teyzecim,
    Sevgili kızınız Zeynep in sıınıf arkadaşıyım. Yazınızı büyük bir zevkle iki kere okudum. O kadar güzel saf temizderin dıygu dolu bir yazı ki gözlerim doldu. Sizi çokçok tebrik ediyorum ve yazılarınız devamını heyecanla bekliyorum. Ellerinize yüreğinize kaleminize sağlık. Hürmet ve sevgilerimle
    Sibel Haleva

  • Ne kadar güzel bir anlatım bir solukta okudum ve yazınızın sonuna geldiğimde bitti diye üzüldüm. Eminim bu anlatıya bağımlı bir çok okurunuz olacaktır. İçinizdeki çocuğu dinlemeye devam edin lütfen .Bana ilham verdiniz zira benim içimdeki çocuk ta hiç büyümek istemiyor..
    Yazılarınızı sabırsızlıkla bekliyorum❤️

  • Aynı duyguları yaşayan yüzlerce belki binlerce insanın sesi olmuşsunuz.inandıkları uğruna hayatı sizin gibi dolu dolu yaşamak büyük şans.Tanışıp sohbet etmek isterdim.öğrenecek çok şey var .sevgiyle