İlham Kütüphanesi

Gençlik obsesyonu olan bir dünyada yaş alma

article-0-066371B8000005DC-460_634x544

Anti aging ürünlerine ciddi paralar ayırarak, estetik uygulamalara başvurarak, gerçek yaşımızdan daha genç göründüğümüz söylendiğinde mutlu olarak beslediğimiz gençlik obsesyonu olgusuna başka bir açıdan bakmak ister misiniz?

Her şey bakış açınızda saklıdır; bir durumu, olayı nasıl algılamak istediğiniz bakış açınız doğrultusunda şekillenir. Aslında tüm mesele bardağı boş mu dolu mu gördüğünüzden ibarettir: Bakış açınız, zıtlıklar arasındaki seçimlerle şekillenir.

Tolstoy (1828-1910) teyzesine yazdığı mektuplardan birinde: “Başıma üçüncü bir talihsizlik daha geldi veya talih, kararı siz verin. Ben dişsiz ve koca aptal, aşık oldum” der. Tolstoy bu mektubu yazdığında 34 yaşındaydı. Yaşadığı dönemde ortalama yaşam süresi 40 yaşın altında olduğu dikkate alınırsa sözleri anlamsız değil.

Pat Thane, Yaşlılık Tarihi kitabında, Antik Roma’da yaşam beklentisinin 25 yıl olduğunu, antik toplumlarda çok az insanın 30’lu -40’lı yaşlarda da hayatta olduğunu ve bu kişilerin toplumun ileri yaştaki kesimini oluşturduğunu, Roma İmparatorluğu nüfusunun yaklaşık %6 ila %8’inin 60 yaş üstü olduğundan bahsediyor.

Ortalama yaşam beklentisi, sanayileşme ve modernleşme sürecinden itibaren hızla arttı. Modernleşme öncesi dünyada ortalama yaşam ömrü birçok ülke için 30 iken, 19. yüzyılın başlarında erken sanayileşmiş ülkeler başta olmak üzere; tıp alanındaki gelişmeler, sağlık alanındaki iyileştirmeler yaşam süresinin uzamasını sağladı.

Modernleşme ve Sanayi toplumuna geçiş aile yapılarını da etkiledi. Çekirdek aile kavramı ortaya çıktı, ailelerin çocuk sayısı azalmaya başladı. Bu gelişmelere teknoloji alanındaki devrimler de eklenince demografide dönüşüm kaçınılmaz bir hal aldı.

‘gençlik’ kavramı taçlandırılırken, yaş alma ötekileştiriliyor

1910 yılın küresel yaşam beklentisi 34.1 iken 2010 yılında 78.7’ye yükselmiştir. OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) üyesi ülkelerde 2020 yılında her 3 kişiden biri 60 yaşını aşmış olacak. Dünya, daha önce hiç deneyimlemediği ve bir daha da deneyimleyemeyeceği bir dönüm noktasına doğru ilerliyor. Toplumlardaki baskın yaş grupları değişiyor.

Demografideki bu dönüşümlere karşı, modern dünyanın gençlik övgüsü hala zirvede. Yükselen trendler, fenomenler toplumsal normları ve kolektif kalıpları biçimlendiriyor. Bilinçaltımıza iş hayatında, medyada, sosyal çevremizde hatta hükümet politikasında dahi özenle kodlanıyor: ‘gençlik’ kavramı taçlandırılırken, yaş alma ötekileştiriliyor.

Filozof Heraklitos: “Aynı derede iki kere yıkanamazsınız.” demiştir. Durağan ve değişmeyen hiçbir şey yok: Aynı dereye bir daha girdiğinizde ne su aynı sudur, ne de siz aynı kişisinizdir. Değişimin kaçınılmaz ve sürekli olduğu bir dünyada, önümüzde somut öngörüler ve istatistiksel veriler de varken, yaş kavramına yüklenen anlamın sizce de değişmesi gerekmiyor mu?


Kaynak:
http://www.oecd.org/eco/growth/35379092.pdf
http://www.amazon.com/History-Old-Age-Pat-Thane/dp/0892368349
http://ourworldindata.org/data/population-growth-vital-statistics/life-expectancy/

Yorum Yazın