İlham Kütüphanesi Olmazsa Olmazlar

Sağlıklı bir tutum bulaşıcıdır, ama başkalarından kapmak için beklemeyin. Taşıyıcı olun.

lonely-2a_custom-e36fe83370f8d7afd90472b6b9abb3d518b4e6d6-s800-c85

Düşüncelerimiz kendi yaşantılarımıza ilişkin açıklamalar bulma, inşaa etme ve sınama arayışındadır. Hem fiziksel görüngülere (deprem,mevsimler) hem de insan davranışlarına (kızgınlık,belli bir tutum) açıklamalar getiririz. Bunlar genelde nedensel açıklamalardır. Yani özgül koşullara nedensel bir rolün yüklediği açıklamalar.

Yaşam boyunca çoğumuz insanların niçin şu ya da bu şekilde davrandıklarına dair açıklamalar üretiriz. Uyumlayıcı eylemler açısından düzenli ve anlamlı olarak bu davranışları tanımlayabilmek için anlamlandırmaya çalışırız.

Psikolog Fritz Heider’a göre davranışlara neden yüklerken kişisel faktör (kişilik,yetenek) ile çevresel faktörleri (durumlar,toplumsal baskı) birbirinden ayırt ederiz. Kişisel faktörler içsel yükleme ya da kişisel özelliklere yükleme, çevresel fakörler ise dışsal yükleme ya da dış duruma yükleme örnekleridir.

Bir mağaza görevlisinin size kaba davrandığı bir anınızı düşünün. Belki de görevlenin kaba davranışından ötürü hayıflandınız. Kendi kendinize ne kadar kaba bir insan olduğunu düşündünüz.

Bir başka deyişle, mağaza görevlisinin süreklilik arz eden kişiliğine içsel bir neden yüklediniz. Peki, birine karşı herhangi bir sebepten sert bir tonda konuştuğunuz bir olayı nasıl açıkladınız kendinize? Muhtemeldir ki bu davranışınızı kişiliğinize değil, zaman baskısı ve stres gibi dış faktörlere bağladınız.

Mind the Gap (Boşluğa dikkat):

Jon Byron tarafından çekilen, ALFA Kısa Film Yarışması, 2011 yılında ödül almış bir kısa film.

Video, George Orwell’ın bir sözü ile başlıyor:

Her jenerasyon kendini, bir sonrakilere göre daha zeki; kendinden öncekilere göre daha bilge algılar.”

İlk sahne, muhtemelen farklı sporları yapmak için kullanılan yeşil bir alan ile açılıyor. Ve ilk olarak kadraja koşu yapmak için bu alana gelen, duyma problemleri olan ileri yaş bir birey giriyor.

Yaşamın, şehrin gürültüsünden rahatsız olduğu ilk verilen mesaj. Bu yüzden koşu yaparken işitme cihazını çıkarmayı tercih ediyor. Hayatı kısa süreliğine sessiz moda almak istiyor da olabilir. Tam bu esnada kadraja yine koşu yapmaya gelmiş olduğu anlaşılan bir genç dahil oluyor. Gen bireyç ise belki de hayatındaki seslerden kaçmak adına son ses müziğini açıyor ve kulaklıklarını takıyor. Birbirlerini fark etmeleriyle ufak bir bakışma yaşadıktan sonra iki birey de, gelme sebeplerini hayata geçirerek koşmaya başlıyor.

Bundan sonra iç sesler dahil oluyor; her ikisi de birbirlerini anlamlandırmaya çalışıyor: Anlam yükleme sanatı bu arada işin içine dahil oluyor:

Birbirleri hakkında olumsuz ön yargılar dahilindeki düşünceleri sıralanıyor.

İleri yaş birey bana nasıl baktığını gördüm derken genç birey sanki benim yaşımdaki herkes aynıymış gibi diyor. İleri yaş birey bilgeliğinden bahsederken, genç birey yetenekli olduğundan bahsediyor. Bunlar gibi bir çok cümle duyuluyor, vurgulanmak istenen nokta ise ironik bir şekilde birbirlerini tamamlayıcı çıkarımlar yapmaları.

Her ne kadar birbirlerinden son derece farklı görünseler de, farklı olduklarının iddasında olsalar da aslında ortak bir dili konuşuyorlar. Birbirlerine aynı mesajı vermeye çalışıyorlar.

‘Bende senin gördüğünden daha fazlası var.’

Benliklerinin doğru yansımalar oluşturması adına, her ikisi de birbirleriyle etkileşimde bulunmaya karar veriyor.

İlk hamle ileri yaş bireyden geliyor. Gündelik bir konuşma kalıbıyla iletişim kurmaya çalışıyor. Ne yazık ki genç birey henüz kulaklıklarını çıkarmadığı için, bu hamlenin farkında dahi olmuyor.

Her ikisinin de etkileşimde bulunma arzusundan bahsetmiştik. Sıra genç bireyde. O da aynı şekilde gündelik bir konuşma kalıbıyla ileri yaş birey ile iletişim kurmaya çalışıyor. Fakat bu sefer de ileri yaş birey işitme cihazını takmadığı için bu durumu fark edemiyor.

İletişime geçmek adına yaptıkları girişimin başarısız sonuçlanması iki bireyde de pişmanlık uyandırıyor ve bu tepkisizliğe içsel yüklemeler yaparak neden denediklerini sorguluyor.

Biri kulaklığını çıkarmadığı, diğeri ise işitme cihazını takmadığı için iletişime geçemiyorlar. İki zıt eylem yapıyorlar aslında: çıkarma ve takma. Fakat sonuç aynı noktaya çıkıyor, ve ortak düşünceleriyle video sonlanıyor:

‘Neden denediğimi bile bilmiyorum. Bu yaştaki insanlar hepsi aynı.’

Üzerinde durduğu en önemli nokta ise, bireylerin yaşları üzerinden yürütülen genellemeler ve ayrımcılıklar; bunların içsel ve dışsal yüklemeler ile negatif dışavurumlara dönüşerek davranış olarak somutlaştırılması.

Genellemeler ve ayrımcılıklarının açılımını yapıcak olursak karşımıza iki kavram çıkıyor: Streotipleme ve Ageism(Yaş Ayrımcılığı).

*Stereotipleme:

Kalıp yargı (stereotip), bir grubun üyelerine yönelik sabit, basitleştirilmiş, genelleştirilmiş, kişilerin bireysel özelliklerini göz ardı eden ve hepsine ortak özellikler yükleyen, çoğunlukla ön yargılı bir kanı, bir grubun tüm üyelerinin paylaştığı düşünülen olumlu veya olumsuz özellikleri taşıyan bilişsel bir şemadır.

*Ageism/Yaş Ayrımcılığı:

Ageism; cinsiyetçilik, ırkçılık, homofobi gibi çeşitlendirilebilecek ayrımcılık türlerinden biri. Bir kişiye yaşı nedeniyle gösterilen farklı tavır, ön yargı, davranış ve eylemleri içinde barındıran çok boyutlu bir terimdir. ‘Yaş’ algısındaki stereotiplerin keskin davranışlara evrilmiş şekli de denilebilir. Özellikle ileri yaş bireylerin maruz kaldığı ayrımcılık ve önyargı bir şeklidir.

Eski bir Hint inanışına göre, benliklerimiz okyanustaki adacıklara benzer; oradan dünyaya bakıldığında dünyalarımızın diğer insanlardan ayrıldığını hissederiz. Fakat bilmediğimiz aynı okyanus katısı ile birbirimize bağlı olduğumuzdur.

Her ne kadar bambaşka bireyler olarak görünsek de, farklılıklarımız olsa da; benzerliklerimiz, ortak noktalarımız daha ağır basmaktadır.

Nihayetinde hepimiz aynı enerjinin farklı yorumlarla dışavurumlarıyız. Farklılıklarımızı bilip, tolerans ve hoşgörüyle bunları benimsediğimiz kadar birlik oluruz: bir oluruz.

Yorum Yazın